19 Nisan 2014 Cumartesi

KİRAZ AĞACI ve HAK


Barlıbay Turdubek Kökey

SARI KİRAZ

Van’da bizim evler için ikiz evler derlerdi.. Dedem bir birinin aynı iki tuğla ev yapmış yan yana birini Babama vermiş diğerinide DSİ’ye kiralamış DSİ’de orayı misafirhane olarak kullanmış dönemin DSİ Genel müdürü Süleyman Demirel  bizim evi lojman olarak kullanmış.. Evlerin önü caddeye bakıyordu.. Arka tarafta ise dünya’nın en güzel bahçesi dedem o bahçeyi elleriyle tabir yerindeyse cennete dönüştürmüş çeşit çeşit meyve ağaçları ekmiş bahçe’nin sonunada kendisi için 3 kata eşdeğer en üst katında kendine çalışma odası çatı katı , bir altı oturduğu daire onun altınada kahya’ya bir tür lojmanı olan bir bina inşa etmiş dedem Cumhuriyet’in ilk hakimlerinden dede evinin önünde avlu, avluda dedemin atı ve avlunun önündede dedemin cennet bahçesi bizim evle dedemin evinin arasında bahçe vardı.. İlkbahar ağaçlar çiçek açar bahçe mis gibi kokar o kokular birbirine karışır neredeyse mahalleye yayılırdı dillere destandı bizim bahçe.. Bahçede elma , vişne , sarı kiraz , kırmızı kiraz , kayısı , sarı erik, kırmızı erik , armut, kışlık armut, ceviz hepsi zamanında toplanırdı.. Mahalleli ve mahallenin çocukları hasretle beklerdi meyvelerin olgunlaşmasını çünkü dedemin komşunun göz hakkı diye isimlendirdiği bir geleneğimiz vardı.. Zamanının meyveleri sepetlere toplanır komşu hakkı dağıtılırdı.. Akşam karanlığı çöktüğünde dedemin köpeği toninin bağırtısına önce kahya sonra ev halkı bahçeye dökülürdü.. Mahallenin kimi çocukları bahçeye dalıp meyveleri yerler dedem yavrum zaten dağıtıyoruz hepinizin evinde var zaten yaptığınız ağaçları üzüyor bırakın ağaçlar uyusun derdi..

Çocuklarda : Amca başka türlü tadını alamıyoruz ki illa çalacaz diye :)

Dedemde vay eşşoğlusu der bir hışım dışarı çıkmasıyla ortada kimse kalmazdı.. Dedem bi yanda, kahya ve öte yanda toni çocuklar çil yavrusu gibi dağılırdı..  :)

Dedemin tayini İzmir’e çıktı anneannemi alıp İzmir’e yerleştiler.. Dedem kendine yaptığı evide ekonomiyi rahatlatmak için tanıdığımız birine sattı.. Alan adamda aslen İran’lı bir aile onlara Acem derlerdi.. İran’dan geldikleri için olsa gerek yani bi tür yabancı demek gibi galiba bilmiyorum.. Buraya kadar olan hikayede ben 5 yada 6’lı yaşlardayım hayal , meyal hatırlıyorum.. 10 yaşlarımdayım yine bir Haziran kirazların toplanma vakti bahçenin yarısı İranlılarda kirazlar o tarafta bizim tarafta elma , armut, kayısı, vişne ama benim en sevdiğim sarı kirazlar İranlıların tarafında her yaz olduğu gibi ağaçtaki yerimi aldım.. Kirazları löp löp löp götürüyorum.. Aşağıda bi bağırtı , çağırtı ne oluyor diye baktığımda İranlı amcanın karısının çığlıkları ( o teyzede Adile Naşit’in kopyası bücür ve yaman bir kadındı )  '' İnnn bizim ağaçtan innn..!!  Yeme bizim kirazları '' diye böğürüyor korkmuş ve ağaca sinmiştim ama bir yandan yemeyede devam ediyordum kadının bağrışlarına neredeyse mahalleli dökülmüş kadının kocası koştur koştur elindeki işi bırakmış gelmiş ben ağlamaya başladım suçum büyük.. İbrahim amca elinde odunla gelmiş ne var kadın ne bu hal diye sorduğunda Alime teyzede bak bak bizim ağaca çıkmış kirazları yiyi diye beni şikayet etti.. İbrahim amcada bastı küfrü odunla Alime teyzeye bi girme girdiki sormayın kadını evire , çevire dövdü komşular zor aldılar kadını adamın elinden İbrahim amca bu kirazlarda senden çok bu çocuğun hakkı var sen kim oluyorsun Bey’in torununa kiraz vermiyorsun..? O’nun dedesi bu ağaçları ekmeyedi sen acep nirde yiyecektin kirazı nece sahap olacaktın kiraz ağacına diye bastı küfrü.. Döndü bana ye yavrum bu ağaçlar senin ağaçların istediğin zaman ne vakit istersen gel kiraza dedi.. Korkum geçmiş ama ağlaya ağlaya kiraz yediğimi çok net hatırlıyorum..

Alime teyze beni hiç sevmedi ne yalan söyliyeyim onu bende hiç sevmedim.. Yıllar sonra Askerlik zamanım geldiğinde bir yün fanila almış gelmiş helallik istemişti benden hey gidim hey..

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder